Kabardey-Balkar’da toprak tartışmaları: Kesin çözüm Kafkasyalı kimliğinde buluşmak

Geçenlerde Belaya Reçka’da yaşanan olaylarla birlikte Kabardey-Balkar’da toprak tartışmaları yeniden alevlendi. Köylülerin eylemi hakkındaki yazılar ve Balkar ve Kabardey sivil toplum adamlarının Kavpolit sayfalarına yansıyan görüşleri yankı uyandırdı. Makaleler hararetle tartışıldı. Yine de söylenmemiş bir şeyler kalmış gibiydi. 

 

Sonunda tartışmalara Balkar siyaset bilimci ve işadamı Ali Abdullayev da katıldı. Fakat onun çok daha radikal bir önerisi var: Ulus cumhuriyetlerden vazgeçip, ortak bir Kafkasyalı kimliğinde buluşmak.

 

Tırnauz: Tezatlar şehri

 

Ben Elbrus bölgesi idari merkezi Tırnauz’danım. Turizmin, dağcılık ve kayak sporlarının Mekkesi. Sovyetler zamanında bizim lokomotif kuruluşumuz volfram-molibden fabrikasıydı. Moskova’ya mal veriyorduk. Burada en iyi uzmanlar çalışmaya geliyordu. Gençlerimiz ülkenin en prestijli üniversitelerine giriyordu. Eğer Sovyetler yirmi yıl daha var olsaydı, Tırnauz sakinleri bambaşka bir millete dönüşürdü!

 

Biz farklıydık. Mevzu aramızda hiç bir zaman etnik çekişmelerin olmaması da değil. Farklı düşünüyorduk. Sovyetler döneminde hem ülke içinde, hem de dünyada çok dolaşıyorduk. Çok şey görmek düşünce şeklini değiştiriyor. Tırnauzluların mantalitesi farklıydı.

 

Fakat çocukluğum sadece hoş hatıralarla dolu değil.

 

Tesisimizin Karadeniz kıyısında kendisine ait sanatoryumu vardı. Yazın tüm şehir oraya giderken benim zamanım yetmiyordu. Hayvanları gütmek, bahçeyle ilgilenmek ve otları biçmek gerekiyordu. Nasıl bir paradoks olduğunu görüyor musunuz? Para var, seyahat hakkı da var, ama biz gidemiyoruz çünkü boş vaktimiz yok. Hemen hemen bütün Balkar aileleri bu durumdaydı.

 

Her yerden turistlerin tatil yapmaya geldiği yerlerde yaşıyorduk, ama Balkarlar tatil yapamıyordu, özellikle de ot biçme zamanında. Üstelik biçilen otun yüzde otuzunu kendimize bırakabiliyorduk, yüzde yetmişiniyse kolhozlar topluyordu. Düzlükten biri geldiğinde kendilerine daha fazla saman bırakması için ihtiyarlarımız dalkavukluk eder, onu memnun etmeye çalışırdı.

 

Ot biçme zamanı bir gün bir olay oldu. Bu olay hala zihnimde capcanlı. Ailem beni Kabardey köyü Zayuko’ya markete gönderdi. Kabardey çocuklar bana takıldı, kendimi savunabildim, parayı da korudum. Alacaklarımı aldım, iki elimde çantalar dışarı çıkıyorum. Çocuklarsa hala beni bekliyor. Yaşlıların yaklaştığını görünce, onların yanında bana saldıramayacaklarını düşünüp hızlıca yoluma devam ettim.

 

Fakat bir müddet sonra çocuklar bana yetişti. Kaçmanın anlamı yoktu, durup bekledim. İçlerinden biri yanıma geldi. Korkmadığım için tebrik etti. Tanıştık ve konuşmaya başladık.

 

Ona soruyorum: ‘Siz neden sürekli olarak marketin yanındasınız? Otları ne zaman biçiyorsunuz?’. ‘Biz ot biçmiyoruz ki’ diyor. Şaşırıyorum, ‘nasıl olur’ diyorum. Her şeyi anlamamı sağlayan cevabı veriyor: ‘Siz biçiyorsunuz ya. Onların çoğu bize, kolhoza geliyor. Herkes de ne kadar lazımsa alıyor’.

 

Ertesi yıl Balkar köyü Bılım yakınlarında ot biçiyorduk. Düzlükten bir adam otları paylaştırmak için geldi. İhtiyarlarımız, her zaman olduğu gibi onu votkayla ağırlıyor, memnun ediyorlar. Adam küstahça konuşuyor. Ben, on üç yaşında bir çocuk, kendimi tutamadım ve ona kabaca konuştum.

 

Gece babamla uzun uzun konuştuk. Bana her şeyi açıkladı. Şu anda bu toprağın Kabardeylere ait olduğunu anlattı. ‘Sürgün öncesinde Balkarlara ait değil miydi’ diye sordum, ‘evet’ dedi, ‘önceden bizim toprağımızdı’.

 

Yasal dayanak

 

Tüm bunları neden anlatıyorum? Tırnauz’un, hızla gelişen bir şehirden nasıl ücra bir taşra kasabasına dönüştüğünü, ayrıca sadece terörle mücadele operasyonlarıyla hatırlanan bir yere dönüştüğünü görmek için. Kendi şehrimin örneğinde hangi şartlarda enternasyonalizmin, hangi şartlarda milliyetçiliğin doğduğunu takip etmek mümkün.

 

Toprak üzerindeki haklarım üzerinde düşünmeye, çocukluğumda karşılaştığım sosyal adaletsizlik beni mecbur bıraktı. O zamanlar bütün nüansları bilmiyordum. Bugün tek kelimeyle söyleyebilirim ki bu durum, devletin kanun tanımazlığı sonucunda oluştu.

 

1957-1959’da bölge yönetimi, SSCB Yüksek Konseyinin Balkar halkı milli özerk bölgesinin yeniden inşası kararını görmezden geldi. Moskova dört ilçede 94 köyün yeniden kurulması için para ayırmıştı. Bu para çalındı, topraksa Balkarlara iade edilmedi. Sonuçta kendi topraklarımızdan kovulmuş olduk.

 

Bununla birlikte kesin olarak biliyorum, çünkü kendim böyle bir atmosferde büyüdüm, her türlü imkanın sağlandığı, eğitim, kültür ve spor alanlarının geliştiği refah içindeki bir şehirde güzel bir hayat yaşayan kişinin son hatırlayacağı şey milli kimliktir.

 

Bugün bizler de geçinebilseydik, müreffeh yaşasaydık, milli anlaşmazlıklar böylesine ciddi bir sorun olmazdı. Oysa bölge yönetimi kendi kendimize kazanma imkanı vermiyor, yönetim kurumlarında Balkarların haklarını temsil edecek kimse yok. Sadece kendi çıkarları için her şeyi görmezden gelecek olanlara yönetimde yer ayrılıyor. Sonuç olarak problemlerimiz ne ekonomik, ne siyasi düzlemde çözülmüyor.

 

Dolayısıyla hem ekonomik, hem siyasi alanda kendi menfaatlerimizi savunmak durumunda kalıyoruz. Üstelik her iki alanda da tek istediğimiz sadece kanunlara riayet edilmesi. Hasanıya ve Belaya Reçka’da toprağı ‘ele geçirenlerin’ elinde Anayasa mahkemesinin kararı var. 131. madde onlardan yana. Siyasi talepler ileri sürenler, aynı şekilde gereği uygulanmayan ‘rehabilitasyon’ kanununa dayanıyorlar.

 

Bize şunu söylüyorlar: rasyonel bir çözüm bulmak lazım. Peki kanunun rasyonel olarak yerine getirilmesi ne olacak? Gelin buradan başlayalım.

 

1993’den 1998’e kadar Kabardey-Balkar’da baskı gören halklar için fon ayrıldı. Tam da o dönemde mantar gibi votka fabrikaları büyümeye başladı. Ben de öneride bulundum, gelin soruşturma yürütelim, bu paraların nereye gittiğini tespit edelim dedim. Zira çok büyük paralar söz konusu!

 

Eğer başkanımız Arsen Kanokov’un bu paralarla ilgisi yoksa neden korksun? Gelin soruşturalım! Parayı kurtaramayacağımız belli. Ama hiç olmazsa suçluları bize gösterin! Bunların bir daha tekrarlanmaması için suçluları cezalandıralım… Ama dinlemek istemiyorlar!

 

Baskı görenler için ayrılan tazminatları bile tam alamadık. 1950’li yıllarda olduğu gibi bu paraları çaldılar. Bu şartlarda nasıl yaşayabiliriz? Bu yüzden en optimal çıkışın Kabardey-Balkar içinde bir özerkliğe ulaşmak olduğu sonucuna varıyoruz. Zira 1922’de Kabardey, Balkar ve Kazak bölgelerinden oluşan birleşik cumhuriyet kuruldu. Kesin sınırlar vardı.

 

Problem nedir? Neden daha önce olduğu gibi iki meclisli parlamento geri getirilmesin? Bir şeyler yapmak lazım. Mevcut durumla Balkarların artık barışık olmayacağı aşikar.

 

Kriter

Bu noktada herkesin şunu kesin olarak anlamasını istiyorum: Kabardey ve Balkarların yaşantılarında hiç bir problemleri yok. Dostlarımız ortak, birçoğu akraba. Halkları ortak kökleri uzak geçmişe kadar gidiyor. 1944’de bizi Kabardeyler değil devlet sürgün etti. Adaletin yeniden inşasını devletten istiyoruz, Kabardeylerden değil.

 

Bizi sürekli olarak tarihi tartışmalara çekmeye çalışıyorlar. Sanki tarihin amacı birbirimizden toprak koparmakmış gibi.

 

Motivasyon anlaşılır. Bütün turizm merkezleri dağlarda, mineraller de aynı şekilde. Düzlük alanlardaki şehirlerde, Nalçik, Prohladni, Mayski, Terek’teki üretim yerleri 90’lı yıllardan beri bilinen nedenlerden dolayı tamamen çalışmaz durumda. Üretimi yeniden canlandıracak bir şey kalmadı, her şeyi çaldılar.

 

Şimdi hükümetler Balkarların fazla olduğunu göstermeye çalışıyor. Tarihin farklı yorumlamaları tartışılmaya başlıyor. Bugün genç Balkarların kendi tarihlerini çok iyi bildiğini söyleyebilirim. Yani, bu uzayan tartışmalar hepsi için hayati açıdan önemli. Fakat ortak bir paydaya gelemiyoruz, bu yüzden tartışmalar sürekli derinleşiyor, derinleşiyor…

 

Eğer gerçekten çözüm istiyorsak, uzlaşma için bir referans noktası bulmalıyız. Aslında toprak konusunun çözümü çok basit. Her kabile neyin kime ait olduğunu biliyor. İhtiyarlara sormak yeterli, hepsini gösterebilirler. Bir de toponomi var. Kabardey-Balkar’da her yerde Türkçe köy isimleri ile karşılaşılıyor. Buradan yola çıkarak hepsinin Balkarlara ait olduğunu iddia etmek mümkün değil. Ancak bu, Kabardey toprağında yaşadığımız spekülasyonuna son vermek için dayanak oluşturuyor.

 

Birbirimizin toprağına, tarihine talip olmayı bırakalım artık. Somut şeylerde uzlaşalım. Bizi yakınlaştıracak şeylere önem verelim.

 

Uzlaşma için üçüncü kişi

 

Kafkasya’da bir gelenek var: iki kişi anlaşamıyorsa, üçüncü kişi tarafsız olarak makul bir çözüm önerisi getirir.

 

Bizim durumumuzda da bu hakem federal yönetim olmalı. Rusya’nın acil olarak uluslar sorununu çözmesi gerekir. Şu durumda, istikrardan bu kadar uzakken hangi ekonomiden söz edilebilir? Hangi yatırımcılar buraya gelir?

 

Milliyetler bakanlığı neden lağvedildi, anlamıyorum. Bana kalırsa ilk iş olarak bakanlığın yeniden kurulması gerekir. Gerçekten yetkin kişiler çalışmalara dahil edilmeli. Bölgesel Bakanlık departman başkanı Aleksandr Juravski televizyon programında, bölgelerin halkların nüfusuna göre bölünmesi gerektiğini söylüyor. Bu mantığa göre, Sibirya’nın Çin’e verilmesi lazım. Elbette, dağlık alanda nüfus düzlük alandakine göre daha az. Ama unutmamak lazım ki, dağlık alanda kullanılabilir alan çok az. Dağlık bölgeler buzullar, kayalıklar, sit alanları, ormanlar ve sınır bölgelerinden oluşuyor.

 

Genel olarak, etnik cumhuriyetlere dayalı idari taksim prensibinden uzaklaşmanın zamanı geldiğine inanıyorum. Rusya Federasyonu içinde tek ve büyük bir Kuzey Kafkasya kurulmalı. Kendimizi Kafkasyalı olarak tanımlamalı, ortak bir zihniyet oluşturmalıyız. Zaten hepimiz bir şekilde benzeşiyoruz. Kafkasya’da yaşayan Ruslar da bunun dışında değil. Hayat görüşleri, diğer bölgelerde yaşayan Ruslardan çok bize yakın.

 

Bu birlik her halükarda gerçekleşecek. Ne kadar erken anlaşırsak, o kadar hızlı yol alırız. Ancak problem, ne bölgesel ne federal seviyede çözülmediği sürece bize toprak hakkımızı bağımsız olarak savunmaktan başka bir şey kalmıyor.

 

Ali Abdulayev